WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başla

Acans Macans Geçiniz Bu İşleri!

BluTV’nin son yerli yapımı Acans on bölümüyle toplu olarak yayınlandı. Ayberk Çınar’ın kaleme aldığı, Ali Yorgancıoğlu ile Can Yücel’in yönettiği diziye geleceğim fakat öncelikle çevrimiçi platformlarda rekabet ne durumda ve BluTV bu rekabetin neresinde kısaca değinmekten yanayım. Blutv pazardaki yerini sağlamlaştırmak ve kemik müşterisini artırmak için iddialı yatırımlar yapmayı sürdürüyor. Amerikan medya şirketi Discovery ile kurduğu ortaklığının ardından S Sport TV‘nin canlı yayını da alan platform Formula 1, NBA, Premier Lig gibi organizasyonları da seyircisine sundu. Giderek kanallaşma hali ve ekonomik imkanların genişlemesi orijinal yapımları da hızlandırdı diyebiliriz. Yakında Çağatay Ulusoy‘un başrol oynadığı dönem dizisi Yeşilçam başlayacak. Bu yapıma en az Saygı yahut Behzat Ç. kadar bütçe ayrıldığı düşünebilir fakat platform düşük bütçeli, “niş” yapımlarına da belli bir hareketlilik kazandırmış görünüyor. 

Acans her bölümüne ünlü oyuncular konuk ediyor. İlk bölümde sadece sesleriyle konuk olan ünlüler sonraki bölümlerde cismen de görünmeye başlıyorlar. Bu sahnede ise Ali İhsan Varol’u izliyoruz.

Bu türden yapımların artmasını platformun kanallaşmasına, başka bir deyişle giderek kurumsallaşmasına ve televizyondan dönüşen seyirciyi çeşitli yönlerden tutma çabasına bağlamak mümkün. Bonkis hakkında yazdığım yazıda da bu duruma kısaca değinmeye çalışmıştım.* Bonkis ve Gain platformun dizileri seküler, kuşkusuz biraz da eğitimli, “praym taymın sonunda” kalbürüstü seyirciye sesleniyor. Zaten BluTV de Netflix’ten farklı olarak buraya oynuyor. Kısa filmleri, belgesel içerikleri ile ürünlerinin süresini kısaltıp boyutlandırıyor. Yazının konusu olan Acans da böylesi bir yatırım ve “Magazinel ofis dünyası” gibi yenilikçilikten uzak bir konsepte sahip… Ofisler hastanelerle birlikte dünya genelinde belki en çok işlenen iş ortamları arasında yer alıyor. Hastaneler total seyirciye hitap ederken beyaz yakalıları işleyen ofis öykülerini ise daha ziyade eğitim düzeyi yüksek, geleneksel seyirlere belli bir mesafede duran kesimler izliyor.

Antik Yunan heykellerinde bu açıya bir şey diyorlardı ama çıkaramadım.. Unutmuşum valla!

Farkındayız, son dönemde ofis dizileri arttı. Üstelik bu diziler aracılığıyla birçok iş dünyasını gözlemleme fırsatı da buluyoruz. Söz gelimi Fransız dizisi Dix Pour Cent‘dan uyarlanan Menajerimi Ara gösteri dünyasının perde arkasına dair fikir veriyor. Hastaneler adrenalin yüklemesiyle, aşkları meşkleri, cerrahi ve tanısal cazibesiyle ilgi odağı olmaya devam edecektir peki bu ofis anlatılarının ömrü ne denli uzun? Bu sorunun cevabını bir dönüşümle ilişkilendirmek istiyorum. İddialı gelebilir size. Bana kalırsa bu ofis güldürüleri yakın geçmişe değin televizyon dünyasını kasıp kavuran pembe dizilerin bir türevi ve yenilik arayan seyirciye pembe dizilerin verdiğini hani bir nebze nitelikli kılarak veriyor. Buradaki nitelikten kastım ise güldürü vasfı ve güldürü dediğimiz şeyin zekaya ihtiyaç duyması… Dolayısıyla bu türden yapımların çabucak tüketilmeyeceği aksine kendi içinde alt türler bulup yeni damarlar açacağı kanaatindeyim ancak tükenmeyişi yenilikçilikten uzak, taklit anlatıların varlığını gündemden düşürmüyor. İşte Acans da tam anlamıyla bu türün yeni bir söz söylemeyen, “kekremsi” bir örneği olmuş. Hani hem günümüz ofis dizilerinden farklı bir şey söylemiyor hem bu ülkede daha önce yürünmüş bir yolun güvenli taşlarına basarak ilerliyor! Avrupa Yakası‘ndan ve Gülse Birsel‘den söz ediyorum. Gösteri dünyamızın milenyumunu bize o yaşatmamış mıydı? Bugün hâlâ tekrar bölümleri internette en çok izlenen dizilerden Avrupa Yakası bir moda dergisinde yaşananları merkezine alıyordu. Dergi ofisi ile Nişantaşı’nda bir apartman arasında gidip gelen dizide her iki cenah da detaylandırılarak kaymak tabakanın sosyo kültürel yaşamına iniliyordu.

Avrupa Yakası… En solda ofisin çaycısı Şehsuvar… İş arkadaşlarının hitabıyla Şesut! Kaynaşmış, sınıfları aşmış ne hoş bir Nişantaşı! O değil de çok daha samimilermiş! Eh, AKP’nin ilk yılları tabi!

Birsel tarzını Jet Sosyete dizisinde bu kez bir tekstil şirketinin ofisine taşıdı. Orada da moda yönetimi, üretim planlama ve sonradan görme patron ile bu çelişkiden doğan tatlı gerilim başroldeydi.

Ofis, daire, büro, evkaf… Sefer tası ve yeşil elma…

Acans dizisi ise Avrupa Yakası ile aynı çizgide değil, tamamen ofis yaşantısına dönük ve bu özelliğiyle Menajerimi Ara uyarlamasını daha çok çağrıştırıyor. İzleyenlerin dikkatini çekmiştir, Menajerimi Ara’nın cevval menajeri Dicle ev arkadaşı Meral ile yoksul bir mahallede yaşıyorlar. Dizi ağırlıklı olarak Dicle’nin ofisinde geçerken (bunu doğal karşılayabiliriz zira öykü Dicle’nin etrafında dönüyor) Meral’in çalışma ortamını ise nadiren görüyoruz. Oysa Meral de bir ofis çalışanı ancak onun yaptığı iş oldukça sönük aktarılıyor. Demek ki her ofis bir değil! Bunun dairesi var, ofisi var, bürosu var! Var oğlu var! Acans da tamamen ilgi çekici magazinel ofis dünyasında yaratılıp sunulmuş seyirciye. Olaylar ofiste geçiyor, arada ünlüler konuk oluyor. Dizinin anlatısı ise yine pek bir yenilik içermeyen karakterlerin aralarda kameraya bakarak yaptıkları yorumlarla desteklenmiş. Bu haliyle mockumentary denilen sahte belgesel havasını andırıyor fakat bu monologların diziyle güçlü bir bağ kurduğunu söyleyemeyiz. Acans’ın bir diğer dayanağı ise artık sık başvurulan ünlülerin kendilerini oynama pratiği ki BluTV bu konuda öncü bir rol üstlenmişti. Bartu Ben ile AB seyirci grubuna seslenen platform daha dinamik bir örgü benimseyerek bölüm ünlüleri kullanmaya başlamış. Her bölümde ünlünün değişmesi kurumsallaşan platformun televizyon yayınını andıran eğlence şovlarını bir nevi sıkıştırarak seyirciye sunmuş oluyor. Malum, bölüm skeçleri ve her hafta değişen konuklar 90’lardan itibaren özel televizyon kanallarımızın sık başvurduğu bir yayın anlayışını yansıtıyor. Görüldüğü üzere bir anlamda Acans öyküsünü magazinel ofis dünyasında yürütürken anlatı biçimini de günümüz trendlerine ve bizim  geleneğimizde de yer alıp bu yönüyle adeta köprü kuran bölüm ünlülerine/kendini oynama pratiğine dayandırıyor.

Diziyle ilgili her fotoğrafta aynı yüzleri, aynı masaları görüyoruz. Böyle kalsa yine iyi, hep aynı masalları dinliyoruz!

Acans’ın yaratıcı olmadığını belirttim, bu hal Birsel mizahında da sıklıkla karşılaştığımız “karton karakterler” sorununa uzanıyor diğer taraftan ise günümüz beyaz yakalı eleştirisinin miadını doldurmuş metinlerinden kaynaklanıyor. Aileden zengin gösteriş budalası tipler, kariyer meraklısı, üç kuruşa tamah ederken mevki makam peşinde koşan manyaklar, free takılan, çevresiyle laubali bir ilişki geliştiren sektör gediklileri, herkesle samimiyet kuran çaycı, çaycının kur yaptığı sekreter kadın… Bunlara baktığımızda Birsel’in mizahını ve artık tükenmiş bir eleştirinin izlerini görüyoruz. Zaten Acans’ın beyaz yakalı meselesine eleştirel yaklaşmak gibi bir iddiası yok fakat mesele tam da burada çetrefil bir hal alıyor doğrusu. Beyaz yakalıların iş yaşamları, yaklaşımları eleştirel bir zeminde güldürü öğesine dönüşmeyecekse dizi bize tam olarak ne vaat ediyor? 

Durum komedisi mi karton komedisi mi?

Bildiğimiz gibi dünyada en yaygın tüketilen komedi türü sitcom’un açılımı situation comedy yani durum komedisidir. En iyi ve bilindik örneklerini Amerikan yapımlarında izlediğimiz bu tür televizyondan internete kayan yeni gösteri dünyasında varlığını nasıl sürdürecek ayrı bir merak konusu… Avrupa Yakası da sitcom’un gülme efekti, bölüm başına macera, platoda çekim gibi birçok özelliğini karşılıyor ancak karakterlerin suyunun çıkarılması gibi olumsuz bir durumu da ortaya koyuyordu. Gaffur, Makbule, Dilber Hala, Burhan Altıntop gibi artık bıktırana kadar aynı şeyleri yapan eden karakterler son derece karton görünüyordu. Günümüzde ise sitcom’un ağırlığını sürdürmekle beraber set dışına çıkan durum güldürülerinde kayda değer bir artıştan bahsedebiliriz. Yine platolarda veya gerçek mekânlarda çekilen ofis dizileri de sitcom’un değişen diğer bir deyişle arayış halindeki yüzünde kendine yer buluyor. Fakat bu komedinin karton karakterleri aşamadığı, bölüm başına maceraların tekdüze olduğu gözden kaçmıyor. Acans da kültürlü bir seyirci kitlesini gözüne kestirmesine karşın aslında tekdüze esprileri, tekdüze olayları ile bir noktadan sonra karakter sömürüsüne, tiplemenin ekmeğini yeme kolaycılığına dayanıyor. Ancak şöyle bir sıkıntıyı da anmak gerekiyor. Acans’ın karakterleri ajansın patronu Ece ve oğlu haricinde kabul edilebilir abartı sınırlarını aşmadıklarından kendi başlarına ilgi odağı olmaktan yoksunlar, daha ziyade iç çatışmalar yardımıyla varolabiliyorlar. Mutlu ile Tuncay’ın tatlı sert iletişimi yahut çalışanların sergilediği “patronu idare etme sanatı”, normal şartlarda silinip gidecek, seyircinin soğukkanlılıkla hayatın içine yerleştirip hiç yadsımayacağı türden karakterlerin de oyunun parçası olmasını sağlıyor.

Dizide oyunculuklar ne alemde?

Acans bir ekip işi… Zaten bir ofis hikayesinden aksi beklenemez. Nedir ki öne çıkanlar da yok değil. Mesela tam göbekteki aşk gerilimi haliyle başrolleri de işaret ediyor. Bu gerilimin tarafları ise Mutlu’yu canlandıran Algı Eke ile Tuncay rolündeki Bülent Emrah Parlak. Eke’ye bir parantez açmak lazım. Gerek ticari komedilerimizde gerek Monk uyarlaması olan Galip Derviş‘te başarılı olmuştu. Komediye yakıştığını söyleyebiliriz. Dahası onun rolleri usturuplu roller… Olayların çığrından çıkmasını engelleyen bir el freni gibi akışa apansız müdahale edebiliyor. Eke genellikle sululuktan hazzetmeyen ve kendini ortamda ciddiyeti sağlamakla yükümlü hisseden karakterlere giriyor. Acans’ta da bu çizgisinden çok fazla şaşmamış. Bülent Emrah Parlak da Eke gibi parlayacağı kadar parlamışlardan; jest ve mimiklerini, ses tonunu sahnenin ilerleyişine göre düzenleyerek daima diri bir oyunculuk sergiliyor. Derya Alabora Aşk Meydan Savaşı‘nda Cem Davran ile karşılıklı oynarken komediye yatkınlığını ortaya koymuştu. Bu dizide, önemli bir oyuncumuz olduğundan kendisine yükte hafif pahada ağır bir rol uygun görülmüş. Parlak ile Eke kadar görünmese ve fiziksel performans yönünden öne çıkmasa da ofisteki tüm ilişkileri dolayısıyla tüm esprileri derleyip toparlayan kilit bir konumda… Genç oyunculara ne diyebiliriz? Çaycı Koray rolündeki Birkan Akyol canlandırdığı karakterle adeta bütünleşiyor. “Large çaycı” olarak dizinin neşe kaynaklarından… Melisa Berberoğlu (Burcu) ile Can Sertaç Adalıer (Can) ise rollerinin ağırlığı ölçüsünde üzerine düşeni yapıyorlar. Genel olarak oyunculuklar dizinin eli yüzü düzgün unsurları arasında bulunuyor.

Acans Ekşi Sözlük yazarlarına da övgüye boğulmuş… Bir örnek görüyoruz!

Peki tüm bunların toplamında ne diyebiliriz? Acans gülüp eğlenmelik, kısa süresiyle vakit geçirmelik bir yapım ancak mesele komediye geldiğinde biraz daha ciddiyet takınmamız hatta belki şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Ne olacak bu memleket mizahının hali diye sormadan edemiyoruz! Acans gibi diziler ise bu soruyu daha sık sormanıza yol açıyor. Maalesef…

*https://sacinitarayanlarintaragi.home.blog/2021/01/29/bonkis-menemenini-avokadolu-yiyenlerin-dizisi/

Haydar Ali Albayrak

Reklam

Saçını Tarayanların Tarağı tarafından yayımlandı

Mahalle yanarken gözünü ekrandan, beyaz perdeden ayırmayanların sesi ve karbonmonoksit sinmiş soluğu... Televizyon, sinema, online platform... Gösteri dünyasının çeşitli mecralarında yayınlanan her türden film ve dizi hakkında eleştiri, inceleme... (Admin sinefil değildir)

Birisi “Acans Macans Geçiniz Bu İşleri!” üzerinde düşündü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: