Mahallenin Muhtarları dizisinde “Müzevir Müzeyyen” rolüyle tanınan, 70’lerde birçok Yeşilçam güldürüsünde boy göstermiş, birçok oyunda sahneye çıkmış oyuncumuz Sevil Üstekin’i yitirdik. Üstekin sinemamıza emek vermiş önemli karakter oyuncularındandı ve 90’larda televizyon dünyasının sevimli, orta yaşlı mahalle kadını rollerinden birini, Müzevir Müzeyyen’i başarıyla canlandırmıştı.
Girizgâh niyetine
Üstekin, Müzevir Müzeyyen olmazdan önce hangi filmlerde oynadı değinmeli fakat önce bu bol lakaplı, nitelemeli tiplemelerin beyaz cama hücum ettiği döneme uzanmak gerekiyor. Hatırlanacağı üzere tek kanallı yılların unutulmaz yapımı Perihan Abla‘da da “Meraklı Melahat” karakteri vardı ona Tuluğ Çizgen can veriyordu. 80’ler ve 90’lar, 70’ler boyunca süren, çoğu Ertem Eğilmez imzalı geniş aile güldürülerinden evrilmiş izlenimi uyandırıyordu. Geniş aile evinden “Gırgıriye” tipi bir cevvallikle çıkılıyor, mahalle bir kez daha keşfediliyordu. Daha doğrusu ülkenin toplumsal yapısı değişip bireysellik ön plana çıkarken güldürüler mahallede yoğunlaşıyordu. Yeşilçam geleneğinin devamcısı sinemacılar, güldürüleri bu dönemde Banker Bilo, Namuslu, ve Milyarder gibi örnekler rastlayacağımız üzere uyanık bireyleri ailenin karşısına konumlandırırken televizyon 80’ler ve 90’lar boyunca mahalleden çıkamadı. Gırgıriye tipi kilolu, girişken kadın karakterler televizyon güldürülerini sırtlamaya başladı. Güldürüde Yasemin Yalçın ve Demet Akbağ gibi yıldızlar sivrilirken Asuman Arsan, Perran Kutman, Leman Çıdamlı, Tuluğ Çizgen ve Sevil Üstekin gibi isimler yer tuttular. Elbette Kutman başrol olarak öne çıktı. Üstekin; Arsan, Kutman yahut Çıdamlı gibi kavgacı değil fakat karıştırıcı bir kompozisyona yatkındı bunda belki adı geçen oyuncular denli yırtıcı olmayışının payı vardı.
Yeşilçam güldürülerinde Üstekin
Üstekin’in sinemadaki ilk önemli rolü Kapıcılar Kralı‘ndaydı. Filmde uyanık kapıcı Seyit’in eşi Hacer’i canlandırıyordu. Daha sonra televizyon tarihimizin en uzun soluklu yapımlarından Bizimkiler‘e de kaynaklık eden Kapıcılar Kralı Umur Bugay’ın gözlemlerini yansıtmaktaydı. Kemal Sunal’ın canlandırdığı Seyit sıfırı bir yapmaya çalışan, yükselmek hatta sınıf atlamak isteyen bir karakterdi. Herkesin ağız kokusunu çekerken onun gazabına uğrayan kişi ise karısı Hacer’di. Seyit azarı yiyince ilkil Hacer’e yüklenirdi. Kaba davranır, şiddet uygulardı. Hacer’in uğradığı tek şiddet Seyit’inki değildi şüphesiz sınıfsal bir şiddetin mağduruydu Hacer. İtilip kakılıyor, her işe koşuluyordu. Üstekin Hacer’de bu tereddüdü başarıyla işledi. Hacer söz dinleyen boyun eğen bir karakterdi. Uysal bir görüntüsü vardı fakat geleneksel ezilmiş Anadolu kadınının ötesinde bir uyanıklığa da karşılık geliyordu. Seyit’i idare ediyor, ezilmesine rağmen bir gün başkaldıracağı izlenimi veriyordu. Hacer baş kaldırmadı fakat Üstekin bu gerilimi iyi yansıttı daha doğrusu rolü derinleştirdi ve basit çizgilerden kurtardı.


Üstekin’i daha sonra bir Ertem Eğilmez filmi Şabanoğlu Şaban‘da izledik. Olayların geçtiği konağın sakinlerindendi. Hüsamettin Kumandan’ın (Şener Şen) eşi Binnaz rolündeydi. Pek öne çıkmadı ancak bir sene sonra rol aldığı İyi Aile Çocuğu‘nda afişe kadar yükseldi. Bir kez daha Kemal Sunal’a eşlik ederken Kapıcılar Kralı‘ndaki karakterini ileri taşıdı. Komedi dozunu artırdı, cilve ve neşe kattı. Üstelik sınıfsal bir değişiklik yoktu. Canlandırdığı Ferdane yoksul bir mahallede oturuyordu. Ferdane bazen Kemal bazen Cemal rolünde karşısına çıkan Sunal’ı ayartmaya çalışan bir kadındı. Hacer’in ezikliği yerini evde kalmış kadın kompozisyonunda özgürleşen, kabuğunu kıran bir noktaya bıraktı.

80’ler: Birkaç film ve Varsayalım İsmail
Üstekin 80’lerde güldürülerde rol almayı sürdürdü. Ya ya ya şa şa şa (Ümit Efekan, 1985), Garip (Memduh Ün, 1986) rol aldığı başlıca filmlerdi. Ancak günümüzde dahi televizyonlarda kolay kolay şans bulamayacak, son derece özgün ve absürt Ferhan Şensoy dizisi Varsayalım İsmail‘deki kısa rolü, bir geçiş niteliğindeydi. 1986’da çekilen ancak birkaç denemenin ardından 1991’de yayınlanan dizide, Şensoy’un canlandırdığı İsmail’in düşlerinde ona da yer vardı. Bir kez daha kapıcının karısı Desen’i canlandırmıştı Üstekin fakat olaylar bu kez bir düşte düştüğünden farklı rollere de giriyor, İsmail’in bulanık zihninde oradan oraya uçuşan karakterlerden biri oluyordu. Üstekin’in sergilediği kısa performansa rağmen kapıcı karısı kompozisyonunu geliştirerek yeni bir forma soktuğu açıkça görülüyordu. Oyunculuğu oturmuştu. Mahallenin Muhtarları‘nda samimi ve ilginç bir role imza atacaktı.

Mahallenin Muhtarları’nda Müzevir Müzeyyen
Müzeyyen, Temel ile Fadime arasındaki tatlı sert ilişki ekseninde başlayıp Temel-Şirin aşkında son bulan dizinin önemli karakterlerindendi. Hemen her bölümde bir köşeden çıkardı. Hatta ilk sezonlarda bölümler o sokakta telaşla yürürken başlardı. Onu genellikle mahallede izlerdik, sokaklarda dolaşır, duyduğu yahut uydurduğu haberleri taşırdı. Abartmak, özele müdahale etmek, yanlış anlamak bariz özelliklerindendi. Üstekin’in oyunculuğundaki karakter Mahallenin Muhtarları‘nda açık seçik görüldü. Üstekin 70’lerde, “sırasını bekleyen” saf Hacer’i işveli Ferdane’de yeniden yorumlamış, Müzeyyen’de mahallenin orta yerine bırakmıştı. Hacer’den Müzeyyen’e evrim bir anlamda ülkenin toplumsal yolculuğuna da ayna tutuyordu. Saflık darbe sonrası bastırılmış, hak arama çabası sakatlanmıştı. Müzeyyen bozulan bir toplumun mahallede karşımıza çıkan “gri” bir karakteriydi.

Bu grilik tarifi, Yeşilçam’da ve 80’ler güldürülerinde toplumu yorumlayan Türk sineması ile onun devamcısı sayabileceğimiz 90’lar televizyonunda ayrı bir tartışmaya aktarılabilir. Kötü özellikler yüklenen, ayıplanacak huylara sahip karakterlerin sevimlileştirilmesi, ehlileştirilmesi bilhassa betimlenmiş bir mahalle yaşamından komedi devşirmiş yapımlar için dikkat çekicidir ve darbe sonrası dayanışmacı kimliği aşınan, sınıf bilinci gerileyen toplumsal yapıyla ilişkilendirilebilir. Ancak bahsettiğimiz üzere bu ayrı bir tartışma konusu. Üstekin’in “gri” karakterlerdeki başarısı ise iki yönlü ele alınabilir. İlk gri tarifini yukarıda kötü özellikleri sevimlileştirilmiş komedi unsuru olarak yaptık fakat esas grilik yaşamın içinde oluşa denk düşüyor. Üstekin’in karakterleri zaafları, sevimlilikleriyle her zaman insan oldular ve pembe tabloların, ideallerin, şablonların dışında kaldılar. Müzevir Müzeyyen “iyi” miydi? Bu soruyu yanıtlamak güç fakat cesur olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İlk sezonlarda Muhtar, İğneci Handan Hanım’la flörtleşirken çekingendi ve biraz da kızı Fadime’nin korkusundan evlilik yolunda adım atamıyordu. Zaten daha sonra ancak kızının ölümünden sonra evlenebildiler. Müzeyyen ise demiryollarında çalışan Haydar’ı namıdiğer Haydar Paşa’yı kısmeti olarak gözüne kestirmişti. Onunla şakalaşmış, girişken davranan taraf olmuş nihayet tavlamıştı. Müzeyyen sınırlarını aşan buna karşın “kendi olan” bir karakterdi. Neyse oydu ve durmaya niyeti yoktu.

Sevil Üstekin 2000’lerde de dizilerde oynamayı sürdürdü. Koçum Benim (2002), Yerden Yüksek (2010) ve Aşkın Kanunu (2014) kadrosunda yer aldığı başlıca dizilerdendi. Diğer yandan kariyeri boyunca birçok oyunda sahneye çıktı, birçok toplulukla çalıştı. 70’lerin ikinci yarısında adım attığı sinemayı tiyatro ile birlikte yürüttü ve üretkenliğine zamanla televizyon dizilerini de ekledi.

Üstekin şüphesiz ve iyi ki “emektar” bir oyuncuydu. Fakat bu sözün, birçok kişide olduğu üzere emeğinin, yeteneğinin ve üretiminin üstünü yavan bir takdir gösterisiyle örtmesine de izin vermemeli. Çünkü emekçi ve emektar gibi nitelemeler çoklukla “sıra neferleri”ni şöyle bir anıp hemen o an unutmak için kullanılıyor maalesef… Üstekin’in kaybı; gelişen, değişen, kendi izleğinde ortaya çıkıp kendini doğuran içten oyunculuğunu bir kez daha hatırlatırken günümüzde tek tip karakterlerin ruhsuz vasatlığını da ortaya koyuyor.
Haydar Ali Albayrak


























