Türk Sinemasında Gecekondular: Sahneye Perde, Arsaya Bir Göz Kondu

Gecekondular büyük şehirlerde göç sonrası yoksulluk ağına dolanmış, kuşaklarca çırpınsa kâr etmeyecek duran, asırların yazgısını alnında taşıyan yaşamın figüranlarını ağırlar. Bazıları makûs talihini yenmeye uğraşır, anlatıya yıldız kontenjanından girip esas maceranın tarafı olur; küçük hanımı, küçük beyi tavlar. Bolca kurşun sıkıp bolca yumruk sallar. Bazıları orada yaşar orada kalır ve film bittiğinde sonsuz çaresizliğine gömülür.

Sevil Üstekin: Hacer’den Müzeyyen’e Bu Toplumun Kadını

Üstekin’in kaybı; gelişen, değişen, kendi izleğinde ortaya çıkıp kendini doğuran içten oyunculuğunu bir kez daha hatırlatırken günümüzde tek tip karakterlerin ruhsuz vasatlığını da ortaya koyuyor.

Vatandaş, Halkın Adamı, Sevimli Aykırı… Güle Güle Sayın Abim!

Vatandaş olmasına ve “haklarını bilmesine” karşın Yavuz dışında kimsenin sevip saymadığı -sevse de sevgisini, saysa da saygısını göstermediği- karısının mütemadiyen azarladığı ve zamanla yazma heyecanını yitirip büsbütün alkole gömülmüş umutsuz bir vakadır. Sınırlı da olsa gördüğü saygı ve özgüveni ile kahraman niteliği sergileyen Cemil ağır basan aykırı duruşuyla giderek anti kahraman düzeyine çekilmiştir. Pek sevilmez ama eksikliği her daim hissedilir. Varlığı ayrı yokluğu ayrı yakar. O sokağın dahası mahallenin nefes alan parçasıdır. Yine ilk sezonlarda spor yapmaya çıkıp civar parklarda koşan Cemil dizi ilerledikçe odasının penceresine sıkışmış fakat yaşamla kurduğu ilişkiyi hiç aksatmayan bir karaktere dönüşmüştür. Onun olmadığı bir pencere düşünülemez. Sindirilmiş ve bütünleşmiş bir karakterdir o artık. Yenildiği mevziyi terk etmeyerek bizdenliğini, içtenliğini korumuştur. Diğer yandan onun camdaki silueti bir tür içe kapanma ve dışa açılma çatışmasını yansıtır. İçte alkole gömülmüş, yazarlık hayallerini ve entelektüel çabasını bastırmışken dışta merakını, gerilimini yitirmeyip aynı canlılığı sürdürmüştür. Üstelik ters söz eden oldu mu “benim adım Cemil” diyerek daha ıskartaya çıkmadığını haykırmakta, bir gözünün hep “uyanıklar” üzerinde olduğunu ilan etmektedir. Onun pencereden sarkarak yaptığı tahliller apartman sakinlerinin mizaçlarından sınıfsal aidiyetlerine değin müthiş bir geçerlilik gösterir. İnsanların ciğerini bilir o! Sözünü sakınmaz, dolandırıcıya dolandırıcı der, katile katil! Nobrana katlanamaz, sümsükten, hesapçıdan hoşlanmaz. Her dairenin iç işlerine sokar burnunu. Bir aileye damat mı geliyor, Cemil’in onayından geçecek! Apartmanda tadilat mı yapılacak, Cemil’in fikrini muhakkak soracaksınız! Cemil ki bir pencereden gözetleyip yalnız bir karede yaşayarak yaşamın her hücresine sızabilmiştir ve belki de onu tanımayanlar için bile dost olması tam olarak bu sebeptendir: İç işlere burnunu sokma ehliyeti verdiğimiz, sonumuzu sürekli ölen tanıdıklarına benzetip türlü senaryolar yazacak bir sevimli çatlak! Çatlağın hem kendisi hem kendinden sızan/taşan ve bir bakıma kendine has bilgeliği ile süzdüğü doğrular! O sözde, reklamda kalmayan dürüstlük, dobralık… Çağın yiten değerleri karşısında halkın patavatsızlığı ve vatandaşın öteki olma yahut diğer bir deyişle ötekinin vatandaş olma hakkı… Hepsini toplamıştır Cemil karakteri, öyle bir pencereden uzanıp bakar topluma.

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın