Yeşilçam’da Göbek Atar, Beyaz Camda Çiçek Satar, Çingeneler Mahalle Kurar*

Çingeneler, kendilerine göre “öteki” olanlarca anlatılmış, seslendirilmiş, uzun süre ötede ve hor görülmüş, gösterilmişlerdir. Çadırlarında ayartmıyorlarsa bile hırsız, çalgıcı diye nitelenen, “tanımlanamayan” ama her daim ilgi duyulan bu kavimle yolların kesişimi ancak tesadüflerle mümkündür. “Bir şehre gelen film” gibi gelmezler ama gelişleri de “böyle şeyler filmlerde olur” cinsindendir. Ya bir uçak düşer ya karnı burnunda bir Çingene, obasını ilk sağa çektirir ya çocuklar doğum sırasında karışır. Kimlik kargaşası bu karşılaşmalara sinmiştir. Taşrada temiz Türkçe konuşan; serde hırçın, cazip ve kışkırtıcı başrollerin ağdalı ilişkileri şehre taşındığında; ön yargılar bu kez üstten bir kabul edip-etmeme tartışmasına dönüşmüştür.

Türk Sinemasında Gecekondular: Sahneye Perde, Arsaya Bir Göz Kondu

Gecekondular büyük şehirlerde göç sonrası yoksulluk ağına dolanmış, kuşaklarca çırpınsa kâr etmeyecek duran, asırların yazgısını alnında taşıyan yaşamın figüranlarını ağırlar. Bazıları makûs talihini yenmeye uğraşır, anlatıya yıldız kontenjanından girip esas maceranın tarafı olur; küçük hanımı, küçük beyi tavlar. Bolca kurşun sıkıp bolca yumruk sallar. Bazıları orada yaşar orada kalır ve film bittiğinde sonsuz çaresizliğine gömülür.

Dönüşen Mekân ve Düşkün Zaman Hayaletler’i

Didem’in finalde “hayalete dönüştüğü” veya başka bir deyişle “hayalete/hayaline” kavuştuğu sahne “Yeni Türkiye” karanlığına karşı bireysel bir başkaldırı anlamı taşıyor. Üstelik umutsuzluğun, karanlığın orta yerinde gerçekleşen bu dönüşüm tüm o korkunç dönüşümlerin üstesinden gelebilecek bir iradeyi de işaret ediyor.

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın