Başrollerini Hasan Can Kaya ile Büşra Pekin’in paylaştığı Çok Aşk gişede çakılmasa da zayıf romantik komediler kervanına katıldı. Filmin yönetmen koltuğunda gişe sinemasının usta isimlerinden Kıvanç Baruönü otururken senaryo Kaya’ya ait.
Bir koltukta korsan tezgâhı bir koltukta çiçek buketi
Film komedyen olma hayalleri kuran Coşkun’un mahalle komşusu Ayla’ya duyduğu aşkı konu almakta. KPSSzede abisi, alkolik babası ve çilekeş anasıyla birlikte zor şartlarda yaşayan Coşkun bir yandan üretim tutkusunu yitirmezken bir yandan subay emeklisi baba faktörünü aşıp Ayla ile evlenmenin yollarını aramaktadır.
Coşkun lise mezunu, korsan film satarak geçinen bir gençtir. Ayla’ya aşıktır, öyle ki fotoğraf stüdyosu camekânında genç kadının mezuniyet fotoğrafını her gördüğünde içi huzurla dolar. Sebat etmiştir; yazar, çizer sektörde tutunmak için fırsat kollar. Coşkun Ayla’nın kalbini kazansa bile güvenini kazanmakta zorlanır.
Çok Aşk sahneye çıkma hayaliyle tek göz bir evde sevdiği kadınla yaşamak arasında kalan Coşkun’un koca gönlünü seçime zorladığı bir hikâye… Coşkun tercihiyle geleceğini de belirler.

Hasan Can Kaya böyle yazmayı nereden öğrendi?
Çok Aşk için kısaca bir Hasan Can Kaya fiyaskosu diyebiliriz. Daha doğrusu Kaya’dan oyuncu çıkarma çabasının göz kanatan bir sonucuyla karşı karşıyayız. Kaya Exxen için hazırladığı Bir Yeraltı Sit-Com’unda gençliğine, komedyen olma inancına dair yorumlar getirmişti. Bunu niçin yaptığını pek anlamamıştık. Çünkü hâlâ genç sayılırdı, köşeyi dönmüş hatta tam manasıyla yırtmış olabilirdi ama bu âlem kimleri silip süpürmemiş, kimleri tepelere çıkarıp orada ekmemişti? Belki Hasan Can Kaya da birkaç sene içinde düşüş yaşayacaktı. Dolayısıyla gençliği yani hâlâ tırmandığı o yokuş neden seyirci için bir anlam ifade edecekti? Kaya tırmanmaya devam etti şu son birkaç yılda. Adını duymayan kalmadı. Ama Bir Yeraltı Sit-Com’u nasıl komedyenin iyi bir oyuncu olmadığını kanıtladıysa Çok Aşk da iyi bir yazar olmadığını, senaryo işini pek kotaramadığını kanıtlıyor. Şaka yazmakla sahne yazmak başka şeyler şüphesiz. Komedyenlikte anlık tepki öne çıkıyor zaten komedyen de biraz o sıcak tepkiden, etkileşimden kazanıyor “güldürücü” niteliğini. Yazmak ve oynamak ise kalıcı eylemler ve metnin ince elenip sık dokunması, iyice oturması, üstte şık durması gerekiyor. Kaya’da oyunculuk yeteneğinin yanı sıra yazarlık yeteneği de yok. Çok Aşk bunu ortaya koymuş.

Bu kaçıncı “siz benim neler çektiğini nereden bileceksiniz” edebiyatı?
Filmin malzemesi bayat. Hasan Can Kaya yeniden gençliğinden bahsediyor. Karakterin adı Coşkun… Diziden farklı olarak erkek kardeşi var. Vurdumduymaz baba, gariban anası benzerler. Bu resme Bir Yeraltı Sit-Com’undan aşinayız. Olayların geçtiği yer Güngören, aile fakir ve genç komedyen olarak yırtmak istiyor. Tanıdık ve Hasan Can Kaya’nın “neler çektiğimi anlayın” diye bağırdığı bir hikâye daha…
İnsanlar kendi deneyimlerinden yola çıkıp yaşadıklarını kurmacalara konu edebilirler elbette ama gerçek olaylardan alınma/esinlenme meselesi aynı zamanda ortaya çıkan eserin sanatsal bir vasıf kazanması noktasında ince bir çizgiye göre belirlenir. Komedyen olacağım diye çıktığı yolda korsan film satan, üniversite okuyacağım deyip okul kantinine çırak olarak giren, sürekli sektör değiştiren tutarsız bir karakter Coşkun ve bu hâliyle filme zarar veriyor. Diyeceksiniz ki karakter tutarsız olabilir zaten filmin adı da “bir koltukta iki karpuz” olabilirmiş. Buradaki “çok aşk” ifadesi yoğun aşktan ziyade birden fazla aşkı karşılamakta. Fakat kazın ayağı öyle değil. Coşkun ete kemiğe bürünüp bir oyuncu bedeninde karşımıza çıkmazdan önce karakter düzeyinde tutarsızlığını aşamamış, ayakları yere basmamış bir karakter. O çokluğu yönetmemiş, hırsını doğru kanalize edememiş. Eylemleri kopuk, amacı muğlak… Seyirci bu karakteri benimseyemiyor. Hani filmin en büyük kusuru da bu diyebiliriz. Çok Aşk kahramanının sancılarını ne gülünç ne gerçek kılan bir yapım. Yani ortada ne açmaz ne parodi var. Bu konuda dahi kafalar net değil. İç mi burksun, katıla katıla güldürsün mü bir karar verilmemiş. Bu kararsızlık diğer karakterlerde de kendini gösteriyor. Hatta biz ikinci başrolün Ayla olmasını bekliyoruz ama abi İrfan onun önüne geçiyor. Bunun sebebi de ona politik ama aklı evvel bir metin yazılması. İrfan kafa karıştırıyor, ne zaman ne diyeceğini kestiremiyorsunuz. Bu da filme zarar vermiş çünkü seyirci için hele bir romantik komediye bilet almışsa bu denli belirsiz karakterler takibi zorlaştırır.

Fikir düzeyini aşamamış bir film
İkinci başrolün olmamasından hareketle şunu söyleyebiliriz: Çok Aşk fikir düzeyini aşamamış bir film çünkü herhangi bir çatışmaya şahitlik etmiyoruz. Nasıl varıyoruz bu kanıya? Hani o tavlama çabaları, kız istemeler, kariyerde yükselmeler? Bunlara ne buyrulur? Bunlar yok aslında… Çünkü buradaki ikinci başrol, çatışmanın tarafı o kadar silik ki metinde onun içinde bulunduğu her şey kadük kalmış. Ayla’yı filmden çıkardığımızda anlatı etkisini hiç yitirmiyor. İlginç ama gerçek! Hasan Can Kaya partnerin büsbütün önemsiz olduğu bir romantik komedi yazmayı başarmış. Komedyen karakterin ailesini ve iç dünyasını anlatmakla yetinmiş. Bu küçük örnek az evvel sözünü ettiğimiz “başarısız senarist” eleştirisinin altını dolduruyor sanırım. Bu hikâyede çok aşka gerek yokmuş, bir aşk yetermiş. O da komedyen olma sevgisi. Dolayısıyla Ayla’nın içinde bulunduğu tüm sahneler seyirciyi düşürüyor. Mesela Coşkun Ayla’yı nasıl tavlıyor? Cevapsız kalmış. Tavlama çabası varmış gibi hissediyoruz. Ayla Coşkun’u yaşından dolayı küçümsüyor. Sonra ayrı dünyaların insanları olduğunu kavrıyoruz ama burada bir açıklama yok. Tek açıklama tahsilleri mi? Ya da aile yapıları mı? Evleniyorlar ama geçim sıkıntıları doğru dürüst verilmiyor. Bu konuda belki haddimiz değil ama Hasan Can Kaya’ya Atıf Yılmaz imzalı 1979 yapımı Ne Olacak Şimdi‘yi izlemesini önerebiliriz. Yılmaz çiftin uyumsuzluğunu aileleri üzerinden açıklayarak kısa sürede ancak muazzam bir şekilde aktarırken hızlı, klipvari sahnelerle çatışmayı vurguluyor. Baruönü’ne bu noktada eleştiri getirebiliriz. Yönetmen aileleri yan yana getirse de çatıştıramamış. İkinci olarak Coşkun-Ayla evliliğini işleyememiş. Buralar hızlı mı akmış, yavaş mı geçilmiş bu yönde bir hissiyat dahi uyandırmıyor. Seyirci bir gişe filminde sona yaklaşıldığını anlamak ister. Bu kavrayış on yıllarca süregelmiş bir matematiğin, bir öyküleme pratiğinin sonucudur ve hazmı kolaylaştırır. Ama Çok Aşk‘ta çiftin ilişkisi pek yer tutmadığından finale de Coşkun’un özel yaşamı üzerinden gidiliyor. Tabii bu evlilik sürecini de etkileyen bir durum ama seyircide beklenen hayal kırıklığını yaratmıyor. Kahramanın arzusunu dışa vuruyor.

Ham kalmış siyasi göndermeler
Çok Aşk‘ta dikkat çeken bir diğer kusur ise dağınık malzemesiyle BKM komedilerinin başarısız bir örneğini sergilemesi. BKM komedilerinin bir standardı var. Yılmaz Erdoğan’dan kaynaklı bir toplumsal mesaj verme kaygısı ve kelime şakaları BKM komedilerine âdeta sinmiş diyebiliriz. Bu üslubu hakkıyla yönetmen ve senaristler var ancak örnekteki gibi yansıtamayanlar da var. KPSS mağduru abi aracılığıyla bir mesaj verilmiş. Torpilliler kazanıyor, soruları önceden öğrenen şahıs mahkûm olarak girmesi gereken cezaevine müdür oluyor. Ortada bir çarpıklık var. Ancak bu mesaj çok etkisiz kalmış. İki sebebi var. Öncelikle metnin içinde bir yere yerleşememiş bu espri. İkincisi yetenekli bir oyuncu olan Barış Yıldız bu karakteri taşıyamamış. Yine Ege Aydan tarafından canlandırılan yapımcı Çetin karakterinin emek hırsızı tavrı, pintiliği, dolandırıcılığı, yüzsüzlüğüyle sektör eleştirilmiş fakat bu eleştiriler de havada kalmış. Kaya bir şeyleri işaret etmiş ama derinlere inmemiş. Sinema sektörü yerine filmde karşımıza çıkan sahte zehir sektörünü de aynı şekilde eleştirebilirdi. Burada gösteri dünyasının en azından çalışma koşulları, mali işleyişi üzerinde durulabilirdi.
Oyuncu seçimi iyi de başrol fena!
Çok Aşk üzerine daha çok şey yazılabilir. Eleştirinin sonu yok ama oyunculuk faslında bir iki noktaya daha değinip sözü bağlamak en doğrusu.

Filmin oyuncu seçimi isabetli. İsimler oldukça iyi… Sırf Uğur Yücel ile Şebnem Sönmez’i bir araya getirmek bile mesele. Öte yandan Büşra Pekin, yıldız parıltısından uzak ama BKM ÇGHB‘deki gibi karikatüre kaymadığında da fena bir oyuncu değil. Neşeli Hayat‘ta iyiydi. Özellikle komedilerde iş yapacak bir isim. Bahtiyar Engin iyi bir karakter oyuncusu… Barış Yıldız parlak bir oyuncu. Komedi rollerinde görüyoruz ama her rolü oynayacak yetenekte. Ancak bu kadar doğruyu tek bir yanlış mahvedebiliyor. Hasan Can Kaya kötü bir oyuncu… Maalesef… Asık yüzü, azarlayıcı ses tonu filmin bütün büyüsünü bozmuş. Başrol kötüyse, hele filmin üstüne kurulduğu oyuncu filmin duygusuyla çatışan bir performans sergiliyorsa geçmiş olsun! Kaya bu asık suratıyla sahnede iyi. Konuşanlar‘da şovuna uygun bir yüzü var. Hatta diyebiliriz ki sahneye “Güngören’den gelip zengin bebelerine ağzının payını bildiren” kişi olarak yakışıyor fakat kamera önünde bu formül çalışmıyor. Beklenen esnekliği sergilemiyor Kaya. Bize Coşkun’u gösteremiyor. Kendini dayatıyor Kaya. Dahası hangi Hasan Can Kaya olduğunu da anlayamıyoruz. Güngören’den çıkıp tırmanmaya çalışan Hasan Can mı yoksa Konuşanlar‘da tahtaya çarpı atıp bebişlerine tepeden bakan Hasan Can mı?

Kaya’nın sınıfta kalan oyunculuğu bir bağlantı hatasına yol açıyor. Aradığımız oyunculuklara ulaşamıyoruz. Sönmez karakterini işleyemiyor, karakteriyle yeterince baş başa kalamıyor. Yine Yücel’in sarhoş, aykırı karakteri balon gibi oradan oraya uçuyor. Üstelik sarhoş bir balon! Alkolmetreye doğru sönse anında ipini bağlarlar! Yıldız ve Pekin de boşa düşüyor. Filmde Behzat Ç‘den Akbaba olarak tanıdığımız Berkan Şal da rol almış. Korsan film işinden sahte fare zehri üreticiliğine yeni geçmiş ilginç bir tiplemeye can vermekte. Yılların Akbaba’sını madrabaz bir rolde görmek sürpriz oldu.

Çok Aşk zayıf bir film. Senaryosu zayıf, esprileri zayıf… Bu durum rejiye ve oyunculuklara yansımış. Bir şeyi çok yapmak, her şeyi yapmak genelde insana yaramıyor. Çok Aşk da bunun naif bir örneği…
Haydar Ali Albayrak




